Baştan söyleyeyim; ben damayı da öteki "Zeka" oyunlarını da sevmem. Bunun nedeni; zeki olmadığımdan değil zekayı oyun ve oyuncak olarak görmediğimdendir. Ama buradaki oyunu hakkıyla kazanmak gerçekten çok yüksek zeka ister ama ondan da önemlisi, çok yüksek bir onur, gurur, bilimsellik ve ulusallık ister.
Tarih satrançtan çok Türk Daması'na benzer çünkü satrançta taşlar eş değerli değildir ve kimse de piyon, fil ya da at olmak istemez. Oysa Türk Daması'nda her taş eş değerlidir; hiç birinin ayrıcalığı yoktur, demokratik bir oyundur yani..
Türkiye tarihindeki dama oyununda oyuncular; Atatürkçüler, komünistler, milliyetçiler ve İslamcılar'dan oluşur. Atatürkçüler, Atatürk'ün ölümünden bu yana son hamlelerini 27 mayıs darbesi ile yaptılar ve orada kaldılar, başka hamle düşünemediler, yapamadılar. Vural Savaş, ''Militan demokrasi'' adlı kitabıyla bir şeyler üretmek istedi ama o da tarihi ve gerçekleri yanlış anladığı için; demokrasiyi ayakları üstüne dikmesi gerekirken kafası üstüne dikti...Komünistlerin son hamleleri ise Karl Marx, Lenin gibi çok eski hamleler ve en yakın hamle olarak da Nazım Hikmet' ti. Ondan başka sığınakları yoktur. Bir de duvarlarında Deniz Gezmiş ve Che resimleri vardır ki düşünsel, tarihsel, kuramsal bir hamle sayılmazlar; resim herkeste var. Milliyetçiler'in son hamlesi Alparslan Türkeş'ti ve o da öldü. Nihal Atsız bir hamle yapmaya çalışmıştı ama eline yüzüne bulaştırmıştı yani milliyetçilerin son hamlesi, '' Dokuz Işık'' ile Alparslan Türkeş'ti. Dokuz Işık'ı da geliştiren olmadı... İslamcı'ların son hamlesi ise Fethullah Gülen'dir. Ondan önceki hamleleri ise '' Milli Görüş'' kuramı ile Necmettin Erbakan'dı. İslamcı'ların Fethullah Gülen hamlesi ise emperyalist Abd'nin '' Büyük Ortadoğu-Bop'' hamlesine çarpıp devrildi. Daha doğrusu bu hamleye koşup çarparak devrildi. Şu an ayakta duran hamle; Fethulah Gülen hamlesi değil ''Bop'' hamlesi ki Afrika'ya kadar uzanacak; sonra uzayda Mars'lıları bulursa Mars'lılara kadar da uzanacak. Abd'nin Bop hamlesini saymazsak, Türkiye dışından olduğu için; Türkiye'de son hamleyi yapanlar, Fethullah Gülen ile İslamcı kesimdir. Komünistler halen Nazım Hikmet, Che , Lenin, Marx resimlerine bakıp ve Nazım Hikmet şiirleri dinleyip avunmaktadırlar. Milliyetçiler ise her hangi bir hamleden yoksundurlar, oysa harika hamle olanakları varken üstelik ama bula bula, el parmaklarıyla ''Kurt kafası '' yapmayı buldular.. Atatürkçüler ise bir hamle yapabilme özelliklerini yitirmişlerdir ; onlar artık yalnızca laiklik, hukuk devleti, demokrasi, Atatürk ilkeleri gibi kendilerinin bile uymadıkları eski kuramlarla avunmaktadırlar ki hallerini Atatürk görse kahrından ölürdü.
Komünistlerin, devrimcilerin, solun en önemli zaaflarından öteki de şudur: kuramlarının yanlış daha doğrusu tikel ve nicel olması... Taraflardan hangisinin kuramı doğru ki gerçekte...
İslamcıların dışındaki oyuncuların zayıf noktalarından biri de zaafları; üstelik ilk insandan beri süregelen zaaflar. İslamcıların da zayıf noktaları var ama zaaftan çok mantıkta zaafları var onların; ötekilerin ise hem geleneksel zaafları var hem de mantıksal zaafları... İslamcı kesim için, öteki oyuncular, kolay rakiptir; onların karşılarında hiç zorlanmazlar. Çünkü annesinden süt bekleyen bebekler gibi yetmiş yıldır yan gelip yattılar; bu oyuna kuram, adam çıkarmak yerine. Hele sol kesim o duruma gelmiş ki; ''Kahrolsun faşizm!, Kahrolsun kapitalizm!'' diye bağıran birine, '' Türküm'' diyene; ''Faşist, ırkçı, gerici, milliyetçi '' deme şaşkınlığına düşmüşlerdir çünkü beyinlerindeki dogmaya, şablona, beş on sol kavrama uymamaktadır ne yaşam ne tarih ne bilim ne insan beyini; yazılarımdaki sol(!), devrimci(!), ilerici(!) yorumları okuyanlar, bu vahim ve klinik durumu görebilirler... Bu insanlar düşünmemektedirler, yalnızca şablonculuk ve yakıştırmacılık yapmaktadırlar. Oysa İslami kesimde bir dinsel kavram bile kılı kırk yararak incelenir. Bu ülkede, İslami kesimin yazdığı kitap kadar öteki üç kesim kitap yazmamıştır. Ama unutuyorlar ki tarih ve ülkeler elle değil dille yazılırlar. Ayrıntılı ve ayrıntıcı düşünme açısından İslami kesim, öteki üç kesimden on kat daha öndedir. Üstünlüğünü ve gücünü de bundan almaktadır. İslami kesime karşı olan öteki kesimler ya yeni bir din yaratacaklardır ya da tarih ve ülke sahnesinde etken değil edilgen; baş oyuncu değil figuran olacaklardır... Bu, tüm ülkeler için de geçerlidir çünkü bilimsel, genel bir gerçektir.
Mhp'ye faşist, ırkçı, milliyetçi, emperyalizmin sözcüsü diyenler ne gariptir ki emperyalizmin Türkiye'deki gerçek baş oyuncusu Kürt hareketinin ve yandaşlarının içine koşmaktadırlar. Yani kafalarında, sol kavramları var ama o kavramların içleri yok, boşalmış, ''şeytan'' almış götürmüş artık ! Emperyalizme karşı olacaklarına, emperyalizme karşı bir savaşla kurulmuş ülkeye karşılar! Bireysel şaşkınlığın, tarihsel alana da taşınmasından başka şey değil bu.
Gerçekte Akp, yaptığı şeylerle; komünist, faşist, şeriatçı hükümetlerin, iktidarların da önünü açtı. Başbakanın; ''Oy kaybetmemiz önemli değil, bu demokratik açılımı sonuna kadar yapacağız' demesi; kendisinden sonra gelecek hükümetin de İslam yolunda bir hükümet olacaklığına inanmasından ileri geliyor gibi. Yani var olan demokratik ve siyasi yapı artık şeriatçı düzene de olanak tanıyan ve sağlayan bir yapı olmak yolunda ilerlemekte. Aynı olanak komünist ve faşist ya da ırkçı ya da milliyetçi hükümetlerin kurulması olanağı konusunda da oluştu ama onların oy miktarları belli. Yani Akp Hükümeti'nden sonra şeriatçı bir hükümetin gelmesi olanağı ve olasılığı; ötekilerin hükümetlerinin gelmesine göre on kat çok; buna zemin hazır durumda. Atatürkçüler ne yapabilir? Hiç bir şey. Mhp'lier ne yapabilir? Hiç bir şey. Çünkü Mhp'nin; Akp'de karşı çıkabileceği ya da karşı çıktıklarının yerine koyabileceği şeyleri yok. Mhp '' Ben emperyalizme, Abd'ye, Ab'ye karşıyım.'' diyebilir mi? Mhp, İslamiyet'e karşı olabilir mi? Mhp, '' Kapitalizm, özel sektör ülkeyi sömürüyor, yozlaştırıyor.'' diyebilir mi? Diyemezse yeni bir hamle de yapamaz. Mhp bunca yasal olanak ve gündemsel zorunluluk varken bile yasal gösteriler, yürüyüşler yapmıyor. Provokasyona düşmemek adına provokasyona düşüyor, farkında değil. Komünistlerin, devrimcilerin, solun ise daha kendi kavram ve terimlerinden haberleri yok; önlerine gelene faşist, ırkçı, milliyetçi, yobaz diyorlar; ''Lık lık'' ve ''Tıngır tıngır'' arasında eriyip gitmekteler; ah bir de baş taçları hormonları var onların!
Evet, Türkiye Tarihi'nde hamle olanağı üretecek taraflar yoktur artık. İş bundan sonra zulüm, baskı, diktatörlük biçimlerinde gelişecektir. Türkiye Tarihi Daması'nda ya tarafların yeni hamle yapmalarına ya da yeni bir tarafın, yeni bir hamlesine gerek vardır. Yoksa bu oyun; bir Ege Türküsü olan, ''Ormancı'' türküsüne benzeyecektir. İnternetde bu türkünün sözleri ve öyküsü var, dileyen bakabilir. Bilenler bilir; bu ünlü türküde ''Dama oyunu'' vardır; kanlı dama oyunu...
En son olarak, İslamcılar hamle olarak öndeler. Öyle ki öteki oyuncuların hamlelerini bile bu kesim yapmakta, öteki kesimler de yapılan bu hamlelere katılmaktadırlar yalnızca.. Demokratik açılım, denilen emperyalizm oyununa, duygusal davranıp katılmaktalar, bu oyunu desteklemekteler. Mhp elinde çok önemli kozlar varken ne yapacağını bile bilememektedir. Bahçeli, Mhp'yi, bir daha çıkmamacasına, bahçesine gömmeye çalışıyor gibidir.
Hiç bir görüş ve inançtan değilim çünkü hiç birisinin çözüm ve gerçekçi olmadığını biliyorum. Ben yalnızca bilimsel görüşlerimi açıklarım, yan tutmam çünkü tutulacak bir yan yok; ne oyuncularda ne dünyada.
Şu an Türkiye Tarihi Daması, yeni bir hamleye gebedir. Bunu ya var olan bu dörtlüden biri yapacak ya da yeni bir oyuncu gelecek ve yeni bir oyun başlatacak. Yani gerçekte şu an herkesin yeni bir hamle üretme olanağı var ama kavrayabilirlerse ya da beşinci ve altıncı oyuncular gelebilir. Dama iki kişiyle oynanır, demeyin; bu oyunda, her kesimin önünde birer dama tahtası var ve karşılarında da aynı tarih.
Yeni hamlenin özellikleri şu olmak zorunda: Bilim ile dinin birleşmesi; Ulusallık ve Türklük ile bilimin birleşmesi; insan ile bilimin, ulusallığın ve dinin birleşmesi; devlet ile ulusallığın, bilimin, dinin ve insanın birleşmesi ve Türk olmamanın dayanılmaz olanaksızlığı...
İslamiyet Türkiye'nin varlığının önündeki en önemli engeldir. Osmanlı İslam Devleti de batıya hayran ve bağımlıydı. Sonra Atatürk bu devlete son verdi ve yeni Türk devleti bir soluk aldı. Sonra 1950'de Menderes Hükümeti geldi. Yine Osmanlı ruhuna gitti. İslamiyete egemenlik verdi; batı hayranlığına ve bağımlılığına soktu ülkeyi yine. Sonra 27 mayısçılar geldi, yine bir soluk aldırdılar, bu ruha son verip. Şimdiki hükümet de yine o ruha geri döndü; yine her yan İslami egemenlik ve batıya hayranlık ve bağımlılık doldu. Görülüyor ki bu ülkede İslamiyet; yanlış , yozlaştırıcı etki yapmaktadır. Oysa İran da müslü- man, üstelik şeriatçı ama emperyalizme karşı bir devlet. Demek ki İslamiyet, emperyalizme karşı olabiliyor. Bu yüzden ki müslüman Türk Halkı, emperyalizme karşı Kurtuluş savaşı verdi ve kazandı. Peki neden sık sık, İslamiyet, emperyalizmle birleşiyor bu ülkede? Buna neden, en başta özel sektör denilen kapitalistlerin ulusal olmayışlarıdır. İslamiyetten önce onlar koşup gidiyorlar emperyalizmin bağrına. Acaba Şiilik mi emperyalizme karşıt unsurlar içeriyor da Sünnilik içermiyor? Yani sorun gerçekte Sünnilik'te mi yoksa? İslamiyetde kölelik vardır ve haktır. İşte bu kölelik ruhu, yasası; bu ülkeyi de sık sık emperyalizme ve kapitalizme köleliğe yönlendirmektedir. İslamiyetteki kölelik ruhu ve yasası; Türklüğün ve Türkiye Devletî'nin özgürlük ve bağımsızlığıyla bağdaşmadığı gibi çatışmaktadır da. Bu nedenle Türkiye'den İslamiyet çıkarılmalıdır öncelikle. Kuran'da kölelik haktır, hukukidir ama bize gelmez, kusura bakmasınlar... Kölelik çağdaş, uygar bir dünyaya ve insanlığa aykırıdır. Açık söylüyorum; bu ülkede, İslamiyet'e karşı değilseniz hiç bir şeye karşı değilsiniz, demektir. Bu düzenin püf noktası, İslamiyettir. Ama deseler ki Zühre Yıldızı'nda; bilimsel, mantıklı, gerçekçi, insanca bir din var; gidin getirin, öyle bir dinin de başımın üstünde yeri var; öyle bir dine ilk uyan da ben olurum. Ama bu ülkeye, Türklüğe, bilimselliğe zarar, kötülük, yamık yapacak hiç bir şeye ödün vermem, boyun eğmem... Evet; Türkiye Tarihi '' daması; cesur, ulusal, bilimsel, Türkçü ve bilge oyunculara gerek duymaktadır. Yoksa daha çok seçimler beklersiniz.
Türklüğüyle övünmeyene, gurur duymayana; Türklüğüne yaşamda ilk önceliği vermeyene insan diyemem... Bu benim değil bilimin kararı, yanlış anlaşılmasın. Türklükle, dinle bilimin çatıştığı saplantısı ve ön yargısını kafanızdan atarsanız, bu gerçeği anlarsınız...
Bu hamleyi yapabilen, hem Türkiye'de hem de dünyada yeni bir çağ başlatır. Yapılması gereken doğru hamle işte budur. Bu kadar ip ucu yeter... Bu hamleyi yapabilen; Abd' yi ve Ab' yi bile dize getirir; Türkiye dünyanın insanca insanlık, bilim, kültür merkezi eğitim merkezi olur; dünyada ve tarihte yeni ve sonsuz bir ''Türk Uygarlığı'' tarihi başlar.
Tarih akıl ve mantık sormaz; istek sorar; en güçlü, en istekli isteği sorar. Unutmayın ki bir zamanlar Roma, dünyanın imparatorluğuydu ama Oxford mezunu değillerdi...Tarih ancak kendisini en çok , en çok tutkuyla isteyene yar olur. Tarih; giriş ve bitirme sınavı yapmaz.
Haydi bakalım damaseverler; yüzyılın, çağın, İnsanlık Tarihi'nin son hamlesi sizleri bekliyor. Resimlerle, şiirlerle, türkülerle, cinsel özgürlüklerle, sigarayla, içkiyle, keyif çatmakla olmuyor bu işler. Gösterin dünyaya, '' Bir Türk'ün, dünyaya bedel olduğunu.'' Bu sözü, O mavi gözlü, boşuna demiş olamaz, değil mi?
Necdet Gürçiftçi
2009-ekim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.